Barselona, ilk aşkım!

İlk gezi yazımın kahramanı pek tabii ki Barselona olacaktı! Bundan tam 7 sene önce Erasmus ruhu ile ziyaret ettiğimiz İspanya’daki ilk durağımızda, bin bir macera yaşamış, her bir köşesinde İstanbul’un yansımasını görmüş, büyüsüne kapılıp ayrılmak istememiştik. Ve ben ünlü Katalan mimar Antoni Gaudi’nin meşhur eseri Casa Mila’nın çatısına çıktığımda etraftaki evlerin balkonlarında asılı olan çamaşırlara bakmış ve şöyle demiştim: ‘Ben bir gün bu şehirde yaşayacağım.’

cm2SONY DSCBunu o kadar kalpten istemeye devam ettim ki, İstanbul’a döndükten ve mezun olup 8 ay iş hayatını tecrübe ettikten sonra yine gitmenin yollarını araştırırken buldum kendimi. Tabii ki İspanya sevdamın asıl nedeni kavuşmak için gün saydığım sevgilim olsa da araştırdığım tüm yolların sonu Barselona’ya çıkacaktı. En kolay ve mantıklısı bir master programı bulup şahane bir bir sene geçirmek, beynime katma değer sağlarken, ruhumu Barselona’nın güzelliği ile doyurmaktı.

Uzun uğraşların sonunda, hem bütçesi diğer okullara göre uygun hem de TOEFL, GMAT gibi ömür törpüsü sınavlardan alınan puanları şart koşmayan; aynı zamanda da eğitim kalitesine inandığım bir okula kabul edildim. Ve OLEEE!! Barselona semalarına mutlulukla uçan bir halı ile süzülüyoruz.

Şimdiden uyarayım: Bundan sonra okuyacaklarınız; klasik turistik mekan önerilerinden çok; o şehrin sokaklarını günlerce arşınlamış, havasını günlerce solumuş, son günkü hayranlığı ilk günkünden kat be kat fazla olan bir şehirlinin yaşadıklarından ibaret olacak.

En favori yerlerimden biriyle başlayalım. Evime yürüme mesafesinde olan Montjuic tepesi.

İçindeki parkta kaybolana kadar dolaşmak, sarayın merdivenlerinde dinlenip mutlaka bir tanesine rastlayacağınız sokak müzisyenlerin performansını izlemek sonra da girişteki küçük cafelerden birinde muhteşem yeşil manzara eşliğinde kahve içmek. İşte bu benim gibi doğada huzur bulanların cenneti! Eğer yolunuz akşam saatlerinde oraya düşerse aman bir yere ayrılmayın! Birazdan ‘Montjuic Magic Fountain’ başlayacak demektir. Montjuic havuzlarının, notaların ahengi ile sularını savurduğu bu ışıklı şovu izlerken hiç bitmesin isteyeceksiniz.

mj1

mj2

Hadi biraz daha uzaklaşalım, ama yine evden yürüyerek gidebileceğimiz bir yer. Ne zaman iyot kokusuna hasret kalsam soluğu aldığım Barselona Marina ve tabii ki Maremagnum. Hava ister güneşli ister bulutlu olsun her daim keyif aldığım ve sohbet edecek bir martı bulabildiğim yerdi burası. Birbirinden lüks yatları, hali vakti yerinde İspanyollar ve turistlerin takıldığı Maremagnum öğrenci halimize her ne kadar ulaşılmaz görünse de iskelenin La Rambla tarafındaki büyük Colombo heykelinin tepesine çıktığımızda büyük kaşif bize Barceloneta halk plajlarının az ilerde başladığını müjdelerdi.

mm1

mm3

mm2

O plajlar ki her dilden her milletten insanın buluştuğu, Uzak Doğulu masajcıların sizi bir güzel yoğurmadan bırakmadığı, Pakistanlı satıcıların sürekli birşey satmak için tepenizde dolaştığı kumlardır.

Barceloneta plajları özgürüdür, isteyen istediği şekilde yaşar, sere serpe güneşlenir, çırılçıplak yüzer. Ama etrafta hiç kimseyi süzen birini bulamazsınız, bir tek o güzel silueti ile W Hotel’dir size gülümseyerek uzaktan bakan.

mm4

Şimdi denizden çıkalım ve Barselona’nın gotik sokaklarında kaybolalım! Ben herhalde önceki hayatımda orta çağda yaşamış olmalıyım yoksa bu gotiklik merakı pek hayra alamet değil. 🙂

pr1

Gotik mahallede döne dolaşa ve her köşesinde fotoğraf çeke çeke çıkacağınız avlu/ meydandır Plaza Real. Etrafında bin bir çeşit restaurantlar ve cafelerle çevrelenen, içinde palmiye ağaçları ve yine Gaudi’nin dokunduğu sokak lambalarını barındıran; iç açan, mutlu eden, ait hissettiren meydandır Plaza Real ya da Katalanca adı ile Plaça Reial.

İster büyük havuzun taşlarına oturun, ister etraftaki cafelerde kahvenizi yudumlayın. Ama Plaza Real’in havasını solumadan, enerjisini içinize çekmeden sakın dönmeyin.

pr2

Şimdi biraz hareketlenme ve Barcelona’nın en ünlü caddesi La Rambla’ya gitme zamanı. La Rambla her ne kadar İstiklal Caddesi’ne çağrıştırsa da oldukça farklı bir havaya sahip. Catalunya Meydanı’ndan başlayıp Marina’ya uzanan bu caddenin güzelliğine kapılmamak imkansız. Ama gözünüzü dört açın! Eğlenceli sokak performanslarına dalmışken ya da metro merdivenlerinden sallana sallana çıkarken çevredeki hırsızlar tarafından kaşla göz arasında soyulmanız an meselesi!

La Rambla’nın Plaza Catalunya tarafına yöneldiğimizde sol yanda binbir rengi ile Mercado de La Boqueria bizi bekliyor! İçimizdeki semt pazarı özlemini dindirmek ve hayatımızda hiç görmediğimiz deniz böceklerini görmek için giriyoruz içeri. Türlü türlü midyeler, istakozlar, yengeçler görebileceğimiz bu büyük market aynı zamanda bu yönü ile bir açık hava müzesini andırır. Tabi gitmişken renkli meyve tezgahlarından taze sıkılmış meyve suyu almayı ihmal etmeyelim. Karnımız acıktıysa La Boqueria’nın içindeki tapas barlar taze ve hızlı sunumları ile hemen yanı başımızda. Ben her ne kadar hijyen kaygısından yiyemesem de birçok kişiden tapasların lezzetiyle ilgili büyük övgüler duymuşumdur.

lb2

lb3

lb1

Biraz daha uzaklaşıp şehrin daha az turist barındıran sokaklarına gidelim. Sagrada Familia metro istasyonunda inelim ve merdivenleri çıkıp yer yüzüne vardığımızda derin bir nefes alıp arkamıza dönelim. Bu sahnede tüm ihtişamı ile karşımıza dikilen Sagrada Familia’yı görüp de ‘Vay anasını!’ gibi bir nara atmayanı henüz görmedim. 🙂

Gaudi’nin Barselona’ya en büyük armağanı, sonunu görmeye ömrünün yetmediği, tarifine kelimelerin kifayetsiz kaldığı ‘bitmeyen kilise’ Sagrada Familia.

İçine girin, ışık oyunlarında kaybolun. Dışına çıkın, her bir yüzündeki heykellerin imgelerin sırrına kendinizi bırakın. Kim bilir neler neler fısıldayacakla kulaklarınıza.

Hadi gelin, güneşi Barselona’nın tepesinden batıralım. İlk durağımız olan Montjuic’den teleferiklere binip Tibidabo’ya varalım. Bizi tepeye tırmandıracak finiküler yolunda şanslıysak bir domuzcuk ailesine rastlamamız an meselesi.

Tepeye vardığımızda şehrin güzelliğine bir kez daha hayran kaldık mı? Şimdi biraz daha tırmanıp şehrin her noktasından daha önce gördüğünüz Tibidabo Kilisesi’ni ziyaret edelim. Ve sonra Tibidabo’daki eğlence parkında kendimizi çocukluğumuza bırakalım.

tb2

Şehrin silueti karanlığa büründüğünde, uzaktaki evlerin ve caddelerin ışıklarını bir kadeh Sangria eşliğinde doyasıya izleyeceğimiz bir yere gideceğiz. O da bir sonraki yazıda!

Reklamlar

2 thoughts on “Barselona, ilk aşkım!

  1. Merhaba Bloğunuza roscon kelimesini araştırırken denk geldim bende sizin gibi Barcelona’ya erasmusla gittim ve bir daha kopamadım her tatil fırsatında kendimi orda buluyorum.bende çok istedim orda yaşamak ancak şartlar el vermedi,yerinizde olmak isteyen o kadar çok insan var ki siz o kadar içten istemişsiniz şuan orda yaşıyorsunuz sanırım ben çok istiyememişim kıymetini bilin :)) adios..

    Beğen

    1. Merhaba, cok tesekkur ederim tatli yorumuna:) Barselona bir kere gidilince hep donulmek istenen sehirlerden gercekten. Sartlar ne olursa olsun cok istemekten ve hayal etmekten hic vazgecme, hayat surprizlerle dolu! 🙂 Sevgiler

      Beğen

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s